İstanbul, 16 Ocak 2026 — Pluxee, Ipsos iş birliğiyle 10 ülkede farklı sektör ve yaş gruplarından 8.700 çalışanın katılımıyla gerçekleştirilen “İş Dünyasında Bağlılığın Yeni Tanımı” araştırmasının sonuçlarını paylaştı.
Dengeli Bağlılık: Sessiz istifa değil, yeni bir bağlılık biçimi
Araştırma, iş dünyasında “Sessiz İstifa” ve “Büyük Kopuş” anlatılarını aşan bir tablo çiziyor. Küresel ölçekte çalışanların %83’ü çalıştığı şirketi sevdiğini ya da olumlu hisler beslediğini belirtiyor. Türkiye’de ise bu oran %84. Türkiye’de çalışanların işteki iyi olma hâli ortalaması 10 üzerinden 7,9. Bu veriler, bağlılığın biçim değiştirerek daha dengeli, bilinçli ve sınırları olan bir tutuma dönüştüğünü gösteriyor.
İyi yaşamın şifresi: Güçlü bağlar ve zamanı sahiplenmek
Türkiye’de “iyi yaşam” algısının merkezinde maddi göstergelerden çok insan ilişkileri var. Çalışanların %54’ü “etrafımda iyi insanlar var” ifadesini en önemli unsur olarak öne çıkarıyor; kendine zaman ayırabilmek %42, iyi hissetmek ise %41 ile takip ediyor. “Haftada fazladan 4 saatin olsaydı ne yapardın?” sorusuna verilen yanıtlarda %31 sevdikleriyle daha fazla vakit geçirmek, %19 ise egzersiz yapmak öne çıkıyor.
Çaba ve denge birlikte
Türkiye’de çalışanların %35’i işinin hayatının merkezinde olduğunu söylüyor; %58’i “elimden geldiğince çok çalışırım” diyor. Bu yaklaşım, işin her şeyin önüne konulduğu bir tablo yerine; çabanın ilişkiler, kişisel iyilik hâli ve zamanı yönetebilme becerisiyle dengelendiğini işaret ediyor.
İşyeri tercihleri ve beklentiler
İş yerini cazip kılan unsurlar arasında “iyi maaş” %48 ile ilk sırada; “ihtiyaca uygun yan haklar” %36 ile ikinci sırada yer alıyor. İş yerinde memnuniyet açısından ise samimi ve destekleyici bir ortam %43 ile öne çıkarken, emeğin görünmesi ve takdir %40, özerklik ve karar alma yetkisi %35 oranında kritik kabul ediliyor.
Bağlılık tek renk değil: 8 farklı ton
Araştırma, bağlılığın “ya tamamen adanmış ya da kopmuş” gibi keskin tanımlarla açıklanamayacağını, yaşam evreleri ve kişisel önceliklere göre ton değiştirdiğini ortaya koyuyor. Pluxee’nin çerçevesi, bireyin özel yaşamına verdiği önem ile kişisel hedefleri ve toplumsal aidiyet arasındaki dengeyi birlikte ele alarak sekiz farklı bağlılık profili sunuyor. Bu yaklaşım, bağlılığı sabit bir tutum değil; hayatla birlikte esneyen ve yeniden ayarlanan canlı bir deneyim olarak konumluyor.
Pluxee Türkiye CEO’su Eda Uluca Özcan’ın değerlendirmesi
“Günümüzde çalışanları yalnızca işteki rolleriyle ele almak artık mümkün değil. Araştırmamız, her geçen gün daha fazla çalışanın iş ile kişisel yaşam arasında yeni bir denge kurduğunu ortaya koyuyor. Biz bu yaklaşımı ‘Dengeli Bağlılık’ olarak tanımlıyoruz. Bu yaklaşım, şirketlerle çalışanlar arasındaki ilişkiyi de köklü biçimde yeniden tanımlıyor. Türkiye’de çalışanların %43’ü için samimi ve destekleyici bir iş ortamı iş yerinde memnuniyetin en önemli unsuru. %40’ı gösterdiği çabanın görülmesini ve takdir edilmesini bekliyor, %35’i ise özerklik ve karar alma yetkisinin kendileri için kritik olduğunu söylüyor. Bugün bağlılık; sessizce geri çekilmek ya da koşulsuzca adanmak arasında değil, karşılıklı güven ve değer üretimi üzerinde şekilleniyor. İşverenler için asıl fark yaratan nokta da burada başlıyor: çalışanlarını tek tip beklentilerle değil, bireysel ihtiyaçları ve yaşam evreleriyle anlayabilmek.”
“Çalışanı gerçekten gören, dinleyen ve destekleyen kurumlar, bağlılığı doğal olarak güçlendiriyor. Bu araştırma ile çalışma hayatının geleceğini şekillendiren bu yeni bağlılık kurallarını keşfetmeyi, liderler ve karar vericiler için görünür kılmayı amaçladık. Pluxee olarak, çalışan–işveren ilişkisini yalnızca ölçen değil, geliştiren bir yaklaşımla; daha insan odaklı, dengeli ve sürdürülebilir bir çalışma dünyasına katkı sağlamaya devam edeceğiz.”



